Bilal-i Habeşi Kimdir? Bilal-i Habeşi Hayatı

 


Kızgın taşların altında "Allah Bir" diyen gönül.

"Bir gün Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize namaz kıldırdı. Sonra yüzünü cemaate çevirerek çok beliğ, çok manidar bir vaazda bulundu. Öyle ki dinleyenlerin gözleri yaşla, kalpleri de heyecanla doldu. Cemaatten biri: "Ey Allah'ın Resulü, sanki bu, bir veda konuşmasıdır, bize ne tavsiye ediyorsunuz?" dedi. "Size, buyurdu, Allah'a karşı takvada bulunmanızı, başınızda HABEŞLİ KÖLE olsa bile emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira, sizden hayatta kalanlar benden sonra nice ihtilaflar görecek. Öyle ise size sünnetimi ve hidayet üzere olan Hülefa-i Raşidin'in sünnetini hatırlatırım, bunlara uyun ve dört elle sarılın. Sonradan çıkarılan şeylere karşı da son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira (sünnette bulunana zıt olarak) her yeni çıkarılan şey bir bid'attır, her bid'at de dalalettir, sapıklıktır."


Nasipsizler onu işkencelere maruz bırakırken Bir Adam(aleyhissalâtu vesselam) çıkıp "Allah katında hak dinin muallimi olarak gönderildim. Bana itaat edin. Namaz kılın" diyor ve ekliyordu:

"Namaz gözümün nurudur."

Ardından cemaati anlatıyordu insanlara. Bir olmanın öneminden bahsediyordu. Namaz tek başınayken Nur'du. "Cemaat ile kılarsan kat ve kat fazlası var" diyordu. Namaz cemaat ile kılınacaktı ve bir yol gerekirdi. Bu yol ezan olduğunda "Haydi Bilal'im" dedi. "Sen kızgın taşların altında ezilmeye değil şu mübarek Kâbe'nin tepesinde ezan okumaya layıksın."

Bizler ayak bastığı toz parçası olmayı gurur sayacakken. Neydi bu Habeşli siyah tenli adamı (ki Hazreti Bilal'den Allah kat ve kat razı olsun) Resûlullah'ın dili yapıp, namaza çağıran adam olmasını sağlayan sebep? Böyle şerefli bir kıymet nasıl hakedilir dersiniz müslümanlar?


Hazreti Bilal'in babasının adı Rebah annesinin adı Hamame idi. Annesi Hamame(r.a.)' de müslümandı ve köleydi. Hazreti Bilal Beni Cumah kabilesinden Ümeyye b. Halef'in kölesiydi. Ona dini Hazreti Ebubekir radıyallahu anh tebliğ etmiş o da kabul etmekte tereddüt göstermemişti. Mübarek belde Mekke'de İslamiyet'le şereflendiğini ilan eden ilk 7 müslümandan birisi olmuştu. Bu davranışından dolayı Allah ve Resûlü'nün düşmanı olan Ümeyye b. Halef, güneşin en dik vurduğu ve adeta yeryüzünü kaynattığı saatlerde onu kızgın kumlara yatırıp göğsü üzerine kızgın taşlar koyardı. Yine bir gün savunmasız kölesine küfürler savurmuş ve çirkin sesiyle:

-Muhammed'i ve dinini inkar et. Putlarımız Lat ve Uzza'ya tapacaksın! Yoksa seni türlü işkencelerle öldürürüm.

Şehadet bu kadar yakınken kendisine yarar veya zarar sağlamayan taş parçalarına neden tapsındı. Düşün ki okuyan kardeşim, sıcakta çalışırken bile zaman zaman nefessiz kalıyoruz. Çöl sıcağında işkence edilen bir adam ne kadar rahat nefes alabilirdi. Nefes almakta zorlanıyordu, kan ter içinde kalmıştı. Mübarek dilinden şu sözler dökülüyordu:

-Putlarınıza tapmam. Putlarınıza tapmayacağım. "Ehad, Ehad" Allah birdir! Allah'tan başka tapınılacak yoktur.

Nihayet puta tapıcı nasipsiz Ümeyye, onu dininden döndüremeyeceğini anlayınca onu orada öylece bırakıp evine döndü.

Bilal radıyallahu anh, uzun süre sonra kendine geldi. "Allah'ım sana hamd olsun. Hayattayım, yaşıyorum ve Resûlü'nü bir kez daha göreceğim. Şükürler olsun Sana, şükürler olsun" diyordu.

Kıymet böyle hakedilir. Rahat içinde yaşarken hangi cennete talibiz? Aynı cennete mi?


Kaynak: Tirmizi, İlim 16, (2678), Ebu Davud, Sünne 6, (4607), Nesâî, İşretu’n-Nisâ, 1, İbnu Sa'd Tabakat 3/232

Yorum Gönderme

0 Yorumlar