Varaka bin Nevfel Kimdir?


Bu yazımızda sadece "Varaka bin Nevfel kimdir?" sorusuna cevap vermeyecek, aynı zamanda Varaka bin Nevfel'in yerine getirmek istediği görevi can siparani yerine getiren sahabilerden bahsedeceğiz inşaAllah.
Öyleyse ilk işimiz onu tanıtmak olacak. İsterseniz çok detaya inmeden konuya onun din anlayışı ile başlayalım. Efendimiz aleyhissalâtu vesselam'a Peygamberlik nasip olmadan önceki dönemde puta tapmayan, putlar adına kesilen etlerden yemeyen, içki içmeyen ve bununla birlikte aşağıda anlam olarak karşılığını vereceğimiz kimselere hanif denirdi. Hanif, Tek Allah’a, Allah’ın birliğine inanan; Hak dine tabi olan, Hazreti Muhammed’in tebliğinden önce de Arabistan’da tek Allah’a inanan. Bu inanca sıkı ve samimi olarak bağlanan kimse anlamlarını taşır. Varaka'nın İslam öncesi dönemde müşrik halkın davranışlarından ve puta tapmalarından hoşlanmayan Ubeydullah b. Cahş, Osman b. Huveyris ve Zeyd b. Amr ile birlikte Suriye tarafına giderek din arayışına girdiği ve o dönem için kendisine din olarak hristiyanlığı seçtiğinden bahsedilmektedir. Okuma-yazma bilen bir Arap bilgini olarak Varaka, İncil'i İbranice'den Arapça'ya çevirmiştir. Konumuzda dikkat çekmek istediğim bölümün ilk aşamasına şimdiden sonra geçeceğiz ki sizden ricam yazıyı sonuna kadar konsantre bir şekilde okumanız.
Varaka bin Nevfel aynı zamanda Efendimiz'in mübarek zevcesi Hz. Hatice r.anha'nın amcasının oğludur. Muhammed aleyhisselam'a Peygamberlik geldiği zaman yaşlanmış ve gözleri kör olmuş vaziyetteydi. Hazreti Hatice annemiz, ilk vahyin şokuyla gördüklerinden korkan Resûlullah'ı ona götürdü ve durumu anlatıp fikrini sordu. Varaka, Resûlullah'ı dinledikten sonra, kendisinin beklenen Peygamber olduğunu, geleceğinin Hazreti Musa ve Hazreti İsa aleyhisselam tarafından müjdelendiğini, kendisine gelen meleğin önceki peygamberlere de gelen Cebrâil olduğunu söyledi: “Kavmin seni Mekke’den çıkaracakları zaman keşke sağ olsam da sana yardım etsem!” temennisinde bulundu. Ama bir müddet sonra vefat etti. Kıymetli vaktinizi alarak hakkınızı helal etmenizi diliyor ve tekrar belirtiyorum: “Kavmin seni Mekke’den çıkaracakları zaman keşke sağ olsam da sana yardım etsem!" Aşka ve rağbet gösterilen yola bakar mısınız? "Seninle saltanatının gölgesi altında vur patlasın çal oynasın yaşamak istiyorum" demiyor, "kavmin sana zulmettiğinde, kavmin seni dışlayıp hor gördüğünde, kavmin seni yurdundan atmak isteyip canına kast ettiğinde bende seninle bir olmayı arzu ediyorum ya Resûlullah" diyor. İşte aşk..
Varaka, yetişemedi o güne. Ama yetişenler vardı. Dursun Ali Erzincanlı beyefendinin anlatımı ile; çekirdekten filize, daldan meyveye doğru yetişenler vardı. Ashab vardı. Allah Resulü'ne hicret için vahiy ile izin verilince, dinlerini özgürce yaşamak isteyen Mekke'lilerde hicret hazırlıklarına iyiden iyiye hız vermişlerdi. Resûlullah yolunda çileye talip cesur ihtiyar Varaka bin Nevfel adeta Efendimiz aleyhissalâtu vesselam'a şununda mesajını veriyordu; "Bugün ihtiyar bir adam olarak sana yardım etmeyi arzuluyorum. Bana nasip olmayacak belki ancak nice yiğitler benim arzum olanları yerine getirecek ve zalime karşı senin yanında hakkı haykıracaktır. Allah sana yardımcılar gönderecektir." İşte o yiğitlerden birisi Varaka'nın arzusunu şöyle yaşıyordu, müslümanlar öfkeli müşriklerin zulmüne maruz kalmamak adına hicret yolculuklarına gecenin sakin zamanında başlıyorlardı. Hazreti Ömer ise kılıcını kuşanmış, atının üzerine gayet güvenle yerleşmiş bir vaziyette öfkeli kalabalığa dönerek: "Ben şimdi Medine'ye hicret ediyorum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen varsa şu tepenin ardından onu bekliyor olacağım" diyerek atını sakin sakin Medine'ye doğru ilerletmişti. İşte aşk, işte cesaret.


Allah Resûlü sallalahu aleyhi vesellem'in hicretini gerçekleştireceği gece için çirkin toplantılar yapılmış ve bu toplantılardan çıkan karar, onun o gece haşa yatağında öldürülmesiydi. Kiralık katiller evinin etrafını sardıklarında onun yatağında başka bir ADAM yatıyordu. Bu ADAM gelecekte Hasaneyn'in babası ve mü'minlerin emiri olacak olan koca yürekli bir yiğitti. Düşünsenize, o gün öfkeli müşriklerin yatağınızı basacağını biliyorsunuz. Üstelik sizi öldürmek için de gelmiyorlar ama o öfkeyle size zarar vermeleri hiçten bile değil. Hazreti Ali radıyallahu anh bunu yapmıştı. "Gir Ali'm bugün yatağımda sen yat" diyen Efendisine kaşını dahi çatmadan bunu yapmıştı. Varaka'nın yetişemediği güne yetişen, çekirdekten filize, daldan meyveye doğru yetişen bir yiğitti o. İşte aşk..


Bu hicrette bir de yoldaş vardı. Elhamdülillah çok sevdiğimiz bir ayet varya "Lâ Tahzen İnnallâhe Meâna." İşte Allah Resûlü sallalahu aleyhi vesellem, müşrikler bulundukları Sevr dağındaki mağaranın kapısında dururlarken dostu Hazreti Ebubekir'e söylemişti bu sözleri. "Üzülme ey Ebubekir Allah bizimledir" diyordu. Pekala can dostu Ebubekir ne için üzülüyordu? Canı için mi? Ya malı? Çocukları için mi? Yıllar önce Mekke'de başına gelen bir olayı şu yazımızda (tıkla) ele almıştık. Orada söylediklerini tekrar ediyordu mübarek adam. "Ey Allah'ın Resulü, İslam'ın geleceği senin yaşamana bağlı, senin ayakta kalmana bağlı. Ebubekir'in ne önemi var? Ebubekir ölse ne olur? Sen yaşa, sen varol. Yapabilsemde seni buradan kurtarabilsem, bizi burada görmemelerine imkan yok" diyordu ve Allah Resûlü cevap buyuruyorlardı, "Üzülme ey Ebubekir Allah bizimledir." Neredeyse bütün Mekke halkının peşine adam takıp, başına ödül koyduğu ADAM ile böylesine tehlikeli bir yola çıkmak mı? İşte aşk.. İşte Varaka'nın arzusu..


Varaka yetişememişti davet gününe ama o aşkla yetişenler vardı. Çekirdekten filize, filizden dala, daldan meyveye yetişenler vardı. Ashab vardı. Ve sizler varsınız, Varaka bin Nevfel ile, Hazreti Ömer, Hazreti Ali ve Hazreti Ebubekir ile aynı neş'e, aşk ve arzuya talip sizler varsınız. Bizler varız.. O Resûlullah'ın yoluna canlarımız feda. Allah'ın salât ve selamı O'nun üzerine olsun. Es selamu aleyküm ve rahmetullah.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar