Yalanın Caiz Olduğu Yerler : Savaş


  • "HARP HİLEDİR"



   Yalanın caiz olduğu durumlardan birisi de harp halidir. Ancak harp hali ve diğer serbesti tanınan iki durumun da yine hayır için yapıldığını ve cevaz(izin) verilen bu hallerin suistimal edilmemesi gerektiğini unutmamak gerekir. Harp hiledir ama dalavere değildir. Konunun daha iyi anlaşılması için örneğimiz, önderimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in Hudeybiye anlaşmasının imzalandığı anlarda sergilediği tavır bizim için yeterli olacaktır.

Hudeybiye anlaşmasının şartları şöyleydi :

1. Müslümanlar bu yıl Mekke'yi ziyaret etmeden geri gidecekler.
2. Gelecek yıl gelecek ve Mekke'de sadece üç gün kalarak geri dönecekler.
3. Silahlı olarak gelmeyecekler. Yanlarında sadece kılıç bulunacak ve kınlarına sokularak çuvalların içinde muhafaza edilecek.
4. MEDİNE'DEN MEKKE'YE GİDİP SIĞINANLAR(DİNDEN DÖNENLER), GERİ GÖNDERİLMEYECEK FAKAT MEKKE'DEN MEDİNE'YE MÜSLÜMAN DAHİ OLSA İLTİCA EDENLER, İSTENDİĞİ HALDE GERİ VERİLECEK.
5. Arap kabileleri istediği tarafla anlaşma yapabilecek ve onun tarafına geçebilecek.
6. Öteden beri Mekke'de yaşayan müslümanlardan hiç birini, Medine'den gelen müslümanlar yanlarında götüremeyecek, Medine'den gelen müslümanlardan biri Medine'ye dönmeyip Mekke'de kalmak isterse onu da alıp götüremeyeceklerdir.

   Anlaşma metni yazılmış, fakat taraflar henüz imzalamamıştı. Tam o esnada ayaklarından zincire vurulmuş bir adam kendini müslümanların arasına attı. Olacağı var ki bu kişi anlaşmayı imzalamak üzere orada bulunan Kureyş elçisi Süheyl'in oğlu Ebu Cendel(r.a.)' di. Müslüman olduğu için müşrikler tarafından zincire vurulmuş ardından da bin bir zorluğa katlanıp müslümanların arasına katılmıştı. Manzara karşısında Süheyl'in yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu.

-Muhammed, dedi. Anlaşma şartları gereği oğlumu geri istiyorum.

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem :

- Anlaşmayı henüz imzalamış değiliz.

Süheyl inatla :

- Evet, henüz imzalamamış olabiliriz ama maddelerde mutabık kaldık. Onu bana ver, aksi halde anlaşmayı kabul etmiyorum!

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem rica buyurdu :

- Bir defaya mahsus Ebu Cendel'i bana bağışla ve anlaşmayı imzala !

Süheyl oğlunun yüzüne öfke ile bakarak :

- Onu sana bağışlayamam, dedi.
- Hayır! Bunu benim hatırım için yapacaksın.
- Bunu asla yapmam!

İki cihan güneşinin gözleri yaşla dolmuştu. Ebu Cendel(r.a.)'i geri vermek demek, onu eziyet ve işkence batağının içine atmak demekti. Vermediği takdirde ise Süheyl, anlaşmayı imzalamamaya kararlıydı. Gözyaşları içinde Ebu Cendel(r.a.)'i babasına geri vermek zorunda kaldı. O an Ebu Cendel (r.a.)'in feryadı yükseldi :

- Ey Allah'ın Resûlü, Müslüman kardeşlerim ! Beni tekrar bu şekilde görmek ister misiniz? Bana edecekleri işkence ve eziyete rıza mı göstereceksiniz?

Resûlullah söz vermişti ve her zaman olduğu gibi sözünün arkasında durarak Ebu Cendel (r.a.)'i  babasına teslim etmişti. Gözleri dolu dolu sahabesine baktı ve :

- Biraz daha sabret, biraz daha uğradığın haksızlıklara göğüs ger. Bunların mükâfatını Allah'tan bekle! Muhakkak ki Allah(c.c), sen ve kimsesiz müslümanlar için genişlik ve çıkar yol çıkaracaktır, diyerek onu teselli etmeye çalıştı.

Hazreti Ömer (r.a.), huzura çıkarak :
- Ey Allah'ın Resûlü, dedi. Bu hakareti nasıl kabul ediyoruz, Ebu Cendel'i niçin Kureyş'e geri veriyoruz?

Yukarıda Resûlullah'ın müşriğe davranışı ile verdiği cevabı şimdi dilinden, çok sevdiği Hazreti Ömer(r.a.)' a verdiğinde tekrar görüyoruz.

- BİZ, BU KONUDA ONLARLA ANLAŞMA YAPMIŞIZ. DİNİMİZDE VERİLEN SÖZDEN CAYMAK YOKTUR, buyurdu.

Öyleyse "harp hiledir" ama dalavere değildir diyerek yalan söylemeye ruhsat tanınan durumlardan olan savaş halinde söylenen yalanlardan birisine gidelim..

Hendek savaşında Yahudi olan Nadiroğulları kabilesi, puta tapan Kureyş kabilesi ve yine onlar gibi putperest olan Gatafan kabilesi bir koalisyon kurarak İslam ordusunun üzerine yürümüştü. Nuaym bin Mes'ud radıyallahu anh, Gatafan kabilesindendi ve henüz müslüman olduğu için Allah Resûlü dışında kimse onun müslüman olduğunu bilmiyordu. Huzura gelerek :

- Ya Resûlullah, dedi. Yapabileceğim birşey varsa emir buyurun, dedi.

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem :

- Yapabileceğin bir iş var. Bizi kuşatanların arasına gir ve onların birbirinden ayırmaya çalış, "ÇÜNKÜ HARP HİLEDİR" buyurdular.

Nuaym(r.a.), kendisinden istenen şeyin idrakine harfiyen varmıştı. Görev başlamıştı ve ilk hedef yeri Kurayzaoğulları kabilesiydi. Şöyle konuştu :

- Muhammed'in işi şüphesiz beladır. Kaynuka ve Nadiroğullarına yaptığını da gördünüz. Kureyş ve Gatafanlar, onunla savaşmaya geldiler. Siz de onlara yardımcı oldunuz doğru mu?

- Evet doğru, dediler.

- Halbuki onların yurtları burası değildir. Ne malları burada ne de çocukları. Sizinki ise burada, burası sizin yurdunuz. Onlar galip olursa ganimeti toplar, mağlup olursa buradan yok olur giderler. Siz bu adamla(Peygamberimiz'i kastederek) başbaşa kalırsınız. Peki söyleyin bakalım onunla başbaşa kalırsanız, ona karşı koyacak güce sahip misiniz?

- Hayır, doğrusu ona karşı koyacak güce sahip değiliz.

- O halde neden kendinizi garantiye almayı düşünmüyorsunuz?

- Nasıl?

- Kureyş'ten hatrı sayılır birini rehin olarak isteyin. Verirlerse onlarla beraber savaşın çünkü o zaman sizi kolay kolay terk edip gidemezler. Rehin olarak birini vermezlerse de hayatınızı ve itibarınızı boşu boşuna riske atmayın. Sizi ne denli sevdiğimi biliyorsunuz. Bu sevgimin bir karşılığı olarak size yol gösterdiğimi de unutmayın.

Nuaym(r.a.), bu sözleriyle yüreklerine kuşkuyu salmıştı.

- Sana güveniyoruz ve biz de seni seviyoruz. Söylediklerinde haklısın ve gerekeni yapacağız dediler.

Nuaym(r.a.) tam ayrılırken de :

- Aman diyeyim... Konuştuklarımız aramızda kalsın kimseye söylemeyin, demeyi de ihmal etmedi.

Belli ki Nuaym(r.a.) onlara güvenilir gelmişti. Sözleri de öyle..

- Dostluğumuzun hatrı var. Elbette aramızda kalacak, sen hiç meraklanma dediler.

Sıra aynı kuşku rüzgarını Kureyş'e salmaya gelmişti. Ebu Süfyan ve beraberindekilere :

- Sizi sevdiğimi bilirsiniz. Muhammed ve onun dininden uzak olduğumu da iyi bilirsiniz. Öğrendiğim bir şeyi size söylemek zorundayım ama aramızda kalacağına yemin etmelisiniz dedi, kendinden emin bir tavırla.

Ebu Süfyan :

- Bize epey hizmetin oldu. Sana şükran borcumuz vardır. Ben sana bu konuda garanti veriyorum. Yemin ederiz ki söyleyeceklerin aramızda kalacaktır.

- Kurayzaoğullarının yanından geliyorum. Muhammed ile olan anlaşmayı bozduklarına pişman olmuşlar. Aranızda söz sahibi olanlarınızı rehin isteyip boyunlarını vuracak sonra da Muhammed'e karşı güven kazanacaklarmış. Nadiroğullarının da yurtlarına dönmeleri için ondan izin isteyeceklermiş.

Ebu Süfyan'ın moralini çok bozulmuştu.

- Peki bize ne önerirsin, dedi.

- Ne diyebilirim ki sen ki Kureyş'in saygın adamısın, sen ne yapacağını daha iyi bilirsin, diyerek daha da güvenini kazanmayı hedeflemişti.

Ebu Süfyan öfkelenerek :

- Muhammed, dedi. Akıl mı bıraktı bizde. Pek fazla çare düşünemiyorum madem öyle en mantıklı yol çekip gitmek.

Nuaym(r.a.), rahat bir ses tonu ile :

- Kurayzaoğulları sizden adam isterse aman ha vermeyin. Verirseniz o adamlarınızı bir daha canlı görebileceğinizi sanmam.

Sırada kendi kabilesi Gatafanlar vardı. Yanlarına telaşlı şekilde gelip :

- Sonunda korkulan oldu. Kurayza Yahudileri sizinle olan anlaşmalarını bozarak yeniden Muhammed'le anlaşmak istiyormuş. Muhammed de bu anlaşmanın karşılığı olarak Nadiroğullarını tekrar Medine'ye kabul edecekmiş.

Hazreti Nuaym(r.a.) Allah Resûlü'nün ona vermiş olduğu görevi layıkıyla yerine getirmişti. Kureyş ve Gatafanlar, Kurayzaoğullarına birlikte savaşmak üzere haber ilettiler. Cumartesi günüydü. Yahudiler, bu günü bahane ederek ; "Biz Cumartesi günü hiçbir şey yapmayız. Ayrıca adamlarınızdan birkaçını bize rehin olarak göndermenizi talep ediyoruz. Aksi halde biz savaşmayacağız" diyerek karşılık verdiler. Onlar da " Size adam göndermeyeceğiz. İster savaşın, ister savaşmayın"  dediler.


Plan tutmuş ve müttefiklerin birbirine olan güvenleri kaybolarak ittifakları sarsılmıştı.

Harp hali ve diğer serbesti tanınan iki durumun da yine hayır için yapıldığını ve cevaz(izin) verilen bu hallerin suistimal edilmemesi gerektiğini unutmamak gerekir. Harp hiledir ama dalavere değildir. Verilen bu iki örnekte yapılabilecek kolay çıkarımlarla konunun idrakine varılacağını düşünerek seni Allah'a emanet ediyorum. 




Kaynak : Buhârî, Cihâd 157

Yorum Gönderme

0 Yorumlar