Peygamberimizin Tevazusu ve Ad Kavminin Helak Olma Sebebi



  • Kibir, helak olmaya sebepti. Tevazu ise cennete yol..



Hangi güzel ahlâkını örneklesekte dolmasa gözümüz. Hangi tavsiyesine uysakta huzur bulmasa gönlümüz. Bizler, kendimizi bir iken bin görmeyi seviyoruz. O ise bir bile görmeden her işinin sonunda şöyle diyordu adeta : "Ey Allah'ım, yalnızca sen varsın. İtibar ve galibiyet Alemlerin Rabbi olan sana aittir."



   Bu konumuzda Efendimiz(s.a.v)'in örnekliğinde nefsimizin belki de en tehlikeli arzularından birisi olan büyüklenmeyi işleyeceğiz. Sonunda inşaAllah büyüklenmemeyi öğreneceğiz. Öğreneceğiz çünkü o büyüklenme ki şeytanın ilahi huzurdan kovulmasına sebep oldu. Büyüklenmek, insanda her an maddi bir yarışın doğmasına sebep olarak dünya hayatına rağbeti, sevdikleriyle dahi rekabeti ve hırsı arttıran hatta psikolojik problemlere de yol açabilecek korkunç bir ahlaktır. O büyüklenme ki Ad kavmini helak ederek ebedî azaba gark eden bir ahlaktır. Önce Ad kavminin helak oluşunu ve sebeplerini hatırlayalım. Ardından da Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in kurtuluşa erdiren örnekliğine şahit olalım.


Ad kavminin yaşam yeri olan İrem şehri için Kur'an-ı Hakim'de şöyle bahsedilmektedir : "(Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e .. "


Verimli toprakların vesilesi olarak ortaya çıkan ticaretlerden edindikleri kazanç, onlara sayısız zenginlik kazandırmıştı. Büyük kayaları yontmakta ustalaşarak eşi benzeri görülmemiş köşkler ve saraylar yapmışlardı. Ayrıca iri yapılı ve kuvvetlilerdi. Bu zenginlik ve güçle birlikte onlarda kibir hasıl oldu. Sonsuza dek var olacaklarını ve onları hiçbir gücün alt edemeyeceğini düşünerek insanları yaptıkları yüksek binalardan atmaya ve çeşitli işkenceler yaparak bundan keyif almaya başladılar. Yonttukları taşlardan putlar yaparak kendilerine fayda ve zarar veremeyen putlara taptılar. Allah'ın, Peygamberi vasıtasıyla yaptığı uyarıları dikkate almadılar ve bu büyüklenmelerinin bedelini şiddetli bir şekilde ödediler.


"Anılan Âd kavmi, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve "Bizden daha güçlü kim var?" dediler. Onları yaratan Allah’ın kendilerinden daha güçlü olduğunu düşünmezler miydi? Onlar, âyetlerimizi de inatla inkâr ediyorlardı. Sonunda dünya hayatında onlara alçaltıcı cezayı tattırmak için o kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Âhiret azabı ise daha da alçaltıcı olacak, onlara yardım da edilmeyecektir."( Diyanet İşleri Fussilet Suresi 15-16. ayetleri meali)


Yüce Allah(c.c.), büyüklenmenin inkara, inkarın da  azaba yol açtığını kaynakların en doğrusu olan Kur'an-ı Kerim'de alenen bildirmiştir. Hâlbuki dökülmüş bir su parçasından yaratılan insan(Kur'an 86:6), ne gökleri kontrol etmeye ne de bir sineğin kanadını yaratmaya kadirdir. Kendisini her işte üstün ve kudret sahibi görerek büyüklük taslayanları ne yaratılan sever ne de yaradan..


Hem yaratılanın hemde yaratanın sevdiği bir ahlâkın örneğini ise tabii ki yine Resûlullah efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'de bulacağız. 

Abdullah bin Cübeyr radıyallahu anh anlatıyor:

“Bir gün Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir grup sahabiyle yolda yürürken onlardan birisi örtü ile Allah Resûlü’nü güneşten korumak istedi. Resûlullah gölgeyi görünce başını kaldırdı, bir kimsenin kendisine gölgelik yapmakta olduğunu gördü. Adama: “Bırak!” dedi. Örtüyü alıp yere koydu ve; “Ben de sizin gibi bir insanım!” buyurdu. (Heysemî, IX, 21)


Peygamber Efendimiz Cenâb-ı Hakk’ın Habîbi ve insanların en şereflisi olmasına rağmen hiçbir kimsenin yapamayacağı kadar tevâzû göstermiş, insanların arasında onlardan biri gibi yaşamıştır. Abbâs radıyallahu anh şöyle anlatır: Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'e:

– Yâ Resûlallâh! Kendiniz için bir taht edinip orada otursanız. Görüyorum ki halk sizi rahatsız ediyor, dedim. Allah Resûlü şöyle buyurdu:

“– Hayır! Allah beni içlerinden alıp huzûra kavuşturuncaya kadar aralarında duracağım. Varsın ökçelerime bassınlar, elbisemi çekiştirsinler, kaldırdıkları tozlar beni rahatsız etsin!” (İbn-i Sa’d, II, 193; Heysemî, IX, 21)


Resûlullah'ın tevazusu ile sonsuz kudret sahibi Allah'ın yardımına mazhar olmak mı? Yoksa sonsuz kudret sahibi olduğumuzu sanarak helak olmak mı? Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.(Kur'an 17:37) Çünkü Allah böbürlenerek yürüyenleri sevmez. Hem baksana ne kadar da az şeye kadirsin..

Yorum Gönderme

0 Yorumlar